3 Eylül 2015 Perşembe

Eğilip Bükülmeyen Adamlar

Toplumumuz yeniliklere çok açık. Televizyonda popüler bir karakter bir laf etsin, ertesi gün sokakta bin kişiden aynısını duyabiliyorsunuz. Yerine oturmamış kişilikler, başkaları gibi konuşmaya, başkaları gibi davranmaya, başkaları gibi giyinmeye hazır. “Falanca çok modaymış onu dinlemeye geldik” diyenler, herkesin okuduğunu okumazsa bir yerinin eksik kalacağını düşünenler o kadar çok ki, bunlar değil de sistemin yoğuramadığı insanlar garip görünüyor artık gözümüze.

1996 yılıydı yanılmıyorsam. Çalıştığım banka değişim, yenilenme, müşteri memnuniyeti gibi konularda, her gün yeni bir şey yumurtluyordu. Üç ayda bir yapılan düzenli toplantılarda, şube müdürleri, genel müdürlükten aldıkları bilgiler doğrultusunda bizlere yenilikleri aktarırdı ve müdürümüz, kişisel gelişim kitaplarından alınmış sıkıcı örneklerle, son iki toplantıda, sürekli güler yüzlü olmak konusunu işliyordu: Kızılderili falanca "gülmek şöyledir" demiş, yok gülmeyi bilmeyen de dükkan açmasınmış. Art arda gelen örneklerden sonra herkes mesajı almıştı: Maaş almaya devam etmek istiyorsak, gülmemiz gerekiyordu.

Aradan altı ay geçti. Şube toplantısında, bir önceki toplantıda konuşulanları uygulayarak, güler yüzlü hizmet verdiğimiz için müdürümüz bize teşekkür etti. Bu sırada Galip Abi söz istedi ve “Müdür bey ben bundan sonra gülmesem olur mu?” diye sordu. Gişenin en kıdemlilerinden Galip Abi, hem deneyimi, hem de kişiliğiyle sevilen birisi, yüzünün biçimini hiç değiştirmeden yaptığı esprilerle, istediği an bütün şubeyi güldürebilir. Yani, müdürden başka bir ayrıcalık istese, kimsenin Galip Abiye itiraz edeceği yok ama bu isteğe de kimse bir anlam veremedi. Altını biraz deşince Galip Abi döküldü. Bir iki ay önce , Galip Abi güler yüzle hizmet vermeye çalışırken, bir müşteri “ne sırıtıyorsun, sırıtacağına çalışsana” demiş. Birkaç gün önce de hizmet verdiği müşteri “ne o, çok komik bir şey mi istedim, ne gülüyorsun?” diye sormuş. Her ne kadar, Galip Abi "genelge var, çalışırken gülmemiz gerekiyor artık" dese de, müşterilerle papaz olmaktan kurtulamamıştı. Müdür, durumu anlayıp, bir orta yol bulmak üzere “Tamam Galip, sen de çok gülme o zaman” diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştı ama Galip Abi, genel müdürlükten biçilmiş, bu eğreti gülüşten tümüyle kurtulmaya kararlıydı. “Ne kadar güleyim ben?” diye yeniden sordu. Baş edemeyeceğini anlayan müdür, “Galip gülmese de olur ama diğerleri aynen devam etsin” diyerek noktayı koydu. Ben Galip Abi’nin yüzünde, gülümsemeye benzer bir havayı, ilk kez o toplantıda gördüm. Eğreti değildi tabii.


Galip Abi gibi insanlar öylesine farklıdır ki, sen iki sokak ötede devrim yapsan, başını çevirip bakmazlar bile. Yapmacık konuşmaları, özenti davranışları, eğreti işleri hemen sezerler. Sistemin reklamlarıyla, filmleriyle, kitapları, televizyonları, binbir türlü oyunları ve sırttan kurmalı adamlarıyla yarattığı sahte dünyalardan zerre kadar etkilenmezler. Genelde sessiz dururlar ama bir eşikleri de vardır. O eşik aşıldığında, öylesine özgüvenle karşı çıkarlar ki şaşırırsın. Oraya kadar umursamaz göründükleri düzeni iki dakikada yerle bir eder, sonra gene köşelerine dönerler. Hani böyle haberler görürüz, bir asker savaştayken düşmandan kaçıp ormana saklanmış, yirmi beş yıl orada saklanmış. Ne barış olduğundan haberi var, ne başka şeyden. Sanki onlara benzerler biraz. Düzen adamlarının çevirdiği dolaplar onlara işlemez.

Geçenlerde, telefon bayisinden bir alışveriş yapıyordum. Mağazada iki çalışan vardı. Kasada bozuk para olmadığı için üstünü vermekte zorlanan kız ki adının Özge olduğunu sonradan öğrendim (yakasında yazıyordu), parayı güç bela ayarladıktan sonra “iki gündür bozuk para problemi yaşıyoruz” dedi. Keşke demez olaydı. O ana kadar koltuğunda sakince oturup duvara bakan kişi ki adı Refik’miş, hafifçe başını kaldırdı. Kendine küfredilmiş gibi bir edayla, “Bozuk para problemi mi yaşıyoruz?” diye sordu. Özge biraz şaşırdı ama Refik ipin ucunu bırakacak gibi değildi. “Nereden öğreniyorsunuz bu antin kuntin lafları?”, “Al bakalım, şimdi hiç kalmadı bozuğumuz, bir bozuk para problemi yaşa da görelim bari”, “Ben bozdurup gelirdim ama o zaman da bütün para problemi yaşarsın sen” diyerek devam ediyordu sözlerine. O ana kadar sessiz sakin görünen Refik, bir canavara dönüşmüştü. Abandone olmuş rakibine, hiç acımadan, sağlı sollu yumruklarla daha da sert girişiyordu. Müşteri varmış, payladığı kişi arkadaşıymış, hiç umurunda değildi. Sonra birden sakinleşti. Ben bayiden çıktığımda, girdiğimdeki yerine oturmuş, aynı açıdan duvarın köşesine doğru bakıyordu Refik. Biraz uzaklaşınca Özge’nin sesini duydum:

- Her şeyi çok biliyorsun. Ne deseydim peki müşteriye?

- Bozuğum yoh deseydin.

Artık, Refik’leri ve Galip Abileri daha çok özlüyorum. Yalnızca, dünyayı daha anlaşılır kıldıkları için değil, büyük bütçelerle çevrilen sanat, edebiyat, bilim soslu kandırmacaları çıktıkları deliklere geri soktukları, yanı başlarında milyar dolarlık adamlar şov yaparken, elleri burunlarında gerçekleri mırıldandıkları için.

Hiç yorum yok:

Hakkımda

Fotoğrafım

Caz Yapma; sanat, edebiyat, gündelik yaşam, çevre, iklim değişikliği ve caz müziği konulu yazılarımdan oluşuyor.