30 Temmuz 2014 Çarşamba

Türk Müziğinde Taksim, Cazda Doğaçlama

Türkiye’de caz üzerine yazılmış ilk kitap sanırım İlhan Mimaroğlu’nun ‘Caz Sanatı’ kitabı. Yaklaşık 130 sayfalık bir kitap, ancak son derece kapsamlı bilgiler içerdiğini söyleyebilirim. Birkaç yıl önce yazılmış metinler bile çabucak eskirken, 1958’de yazılmış bir kitabın bugün hala güncel tartışmalara konu olması, içeriğinin özgünlüğünden olsa gerek. Kitabın özgünlüğü, genel bilgiler dışında Mimaroğlu’na ait pek çok yorumu barındırmasından kaynaklanıyor. Bu yorumlar, bugün bile zihnimizi açacak sorulara zemin hazırlıyor.

İlhan K. Mimaroğlu

Mimaroğlu’nun kitabının sonunda yer alan bir bölümü olduğu gibi size aktarmak istiyorum: “Bu kitabı hazırladığım sıralarda Dave Brubeck Türkiye’ye geldi (B.K. 1958). Onunla İstanbul Radyoevinde tanıştım. Türk Müziği (yani alaturka) dinlemek istedi. Dinledi. Cazla birtakım yakınlıklar buldu: ses çıkarma bakımından, doğaçlama bakımından... Alaturkayı bir de o kulakla dinlemeye çalıştım. Pek uzaktan birtakım benzeyişler vardı. Fakat bu benzeyişler hiçbir zaman, iki müziğin birbirine yaklaşmasını gerektirmezdi. Ulusal müzikler ancak sanat müziği olumuna eriştikleri zaman birbirleriyle akraba olabilirlerdi. Caz, bu oluma erişmişti. Bu sayede Avrupanın müzik gelenekleriyle bağdaşabiliyordu. Alaturka ister folklor, ister popüler, ister ‘klasik Türk müziği’ denen yönleriyle olsun hiçbir zaman bir sanat müziği olamamıştı. Başlangıçta bir halk müziği olan cazın sırf bu özelliğinin kalıntıları yüzünden, yalnız alaturkaya değil dünyanın diğer bölgelerinin müziklerine de –Bay Brubeck’in işaret ettiklerinden- benzeyen yönleri vardı. Fakat bu benzer yönler yüzünden caz ne alaturkaya, ne de diğer milletlerin folkloruna yanaşamamıştı da ancak –bir sanat olma durumuna vardıktan ve bu bakımdan kendini tamamladıktan sonra- tek ve evrensel sanat müziğine, Avrupanın sanat müziğine yaklaşmaya başlamıştı. Zaten müzik duyguları alaturkayla beslenmiş olan Türklerin, bu andırmaların farkına bile varmayıp cazla ilgilenmemeleri, hatta cazdan nefret etmeleri, iki müzik arasında benzerlik sayılan şeylerin esasta değil de, bazı ayrıntıların yüzeysel görünümlerinde olduğunu ispat eder.” (1)

Mimaroğlu’nun düşünce yapısında müzik türleri, sanat olan ve olamayan müzikler olarak ikiye ayrılıyor ancak sanat olamayan müziklerin neden sanat olamadıkları yeterince açık değil. Doğrusunu isterseniz bu saptama hem müzikal olarak hem de cazın evrensel ruhu açısından pek uygun değil. Caz; seçkinciliğe uygun, dışlayan bir müzik olsaydı, bugün dünyanın dört bir yanında farklı kültürlerin müzikleri ile bu kadar derin bağlar kuramazdı. Dave Brubeck’in yaklaşımı ise tam bir caz müzisyenine uygun bir bakış açısı. Ayrıca, Dave Brubeck’in kısa bir dinleme sonrasındaki çıkarımları bugünkü gelişmeler ışığında çok daha doğru geliyor bana. Gerçekten de Klasik Türk Müziğinde yer alan taksimler ile cazdaki doğaçlama arasında büyük benzerlikler var. Her ikisi de çalgıcıya belli sınırlar içinde de olsa olabildiğince özgür bir alan bırakıyor. Türk müziğindeki taksim de cazdaki doğaçlama da, her çalışta değişen, çalgıcının o anki duyumlarına göre her seferinde farklılıklar gösteren bir yapıya sahip.

Tanburi Cemil Bey’in Nihavend Taksimi ve Yorgo Bacanos’un ud ile Rast Taksimi bu konuda size fikir verebilir.

Tanburi Cemil Bey - Nihavend Taksimi

Yorgo Bacanos - Rast Taksimi

Burada bana asıl ilginç gelen ise dışarıdan bakan bir gözün kolayca farkedebildiği bir benzerliği bizim bir türlü göremememiz. Kudsi Erguner, 01.01.2013 tarihinde Habertürk’ten Balçiçek İlter ile yaptığı söyleşide, şöyle bir anektod aktarıyor: “Fransızlar ilk defa benim bir plağımı yayınlamıştı. Sufi kelimesi altında yayınlanan ilk plaktı. Ben de bunu o zamanki kültür ateşemize (Melih Cevdet Anday) hediye etmek gibi bir gaf yaptım. Epey azar işittim. ‘Sizin gibi bir genç niye böyle şeylerle uğraşıyor. Bu milletin sizden beklediği bu müzik değil’ şeklinde bir konuşmaya maruz kaldım. Sonra, ayrıca Unesco yayınladı benim bu plağımı.” (2)

Evrim Demirel Ensemble feat.Kudsi Erguner Konseri - 17 Mart  2014 CRR Konser Salonu  (3)

Mimaroğlu ve Anday gibi sanat ve edebiyat alanlarında derin bilgi sahibi iki kişiye bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapabiliriz sanırım. İki yaklaşımda da batılılaşma hareketinin etkisinde, kendi değerlerini aşağı gören bir bakış kolaylıkla sezilebiliyor.

İsterseniz şimdi de Önder Focan’ın Swing Ala Turc albümünden, Fehmi Tokay’ın buselik şarkısı “Geçti Bahar Hazan Erdi Bu Yerde” adlı bestesine kulak verelim. Focan, şarkının temposunu yükseltmiş ancak ruhu aynı. (Neyzen A.Şenol Filiz’in solosu, Brubeck’i haklı çıkartacak bir solo)

Önder Focan Group - Geçti Bahar (Swing Ala Turc)

Bugün artık bu konuları, geleneksel müziklerimizi olduğundan değerli ya da değersiz görmeden tartışmamızda yarar var. Günümüzde, saray müziği denilen Klasik Türk Müziği ve Anadoludaki diğer müziklerin, dünyadaki tüm diğer müzikler gibi dinlenmeye değer olduğu konusunda sanırım bir ortak görüş oluştu. Bu müziklerin cazla buluşmasının, hem cazı hem de geleneksel müziklerimizi olumlu etkileyeceğini düşünüyorum. Bu 60 yıllık tartışmaya ben de bir katkıda bulunayım. Perdesiz gitarla bir rast taksimi, daha doğrusu denemesi diyelim.

Rast Taksim

Kaynakça:
1- Mimaroğlu, İlhan K. (2013), Caz Sanatı, (İstanbul, Pan Yayıncılık) - Birinci Baskı:1958
2-Kudsi Ergüner, http://www.haberturk.com/polemik/haber/808044-unlu-neyzen-kudsi-erguner-isyan-etti, Erişim Tarihi: 24.07.2014
3- Cazkolik, Levent Öget  -  Evrim Demirel, Kudsi Ergüner röportajı, http://www.cazkolik.com/CazkolikRoportajDetaylari/105201/Levent_oget_son_konserleri_oncesi_Evrim_Demirel_ve_Kudsi_Erguner%60le_konustu.html, Erişim Tarihi: 30.07..2014