24 Aralık 2014 Çarşamba

Camiler, Cemevleri, Kiliseler Ne İşe Yarar?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki mimari açıdan şehre anlam ve güzellik katan ibadet yerleri bu yazının kapsamı dışında kalıyor. İsterseniz, yazıya başlarken bu türden birkaç örneğe göz atalım. 


Benim sorguladığım yapılar, yukarıdakiler gibi bir mimari yaklaşımla inşa edilmemiş olan, çarpık yapılaşmanın içinde bir beton yığınına dönüşmüş ibadet alanları. En son örneklerinden birisi için Ataşehir’de, plazaların arasında boğulmuş, Mimar Sinan Camisi’ne bakabiliriz. Böylesine bir çirkinlik abidesine Mimar Sinan adını vermek de zevksizliğin, bilgisizliğin, estetik yoksunluğunun doruk noktası olsa gerek.

Mimar Sinan Camisi (İstanbul-Ataşehir)

Şimdi asıl konumuza dönelim. Mimari açıdan şehre güzellik katan birkaç örneği bırakırsak, ibadet amaçlı bu yapıların iç bölümleri aslında bir ev ya da büyükçe bir salon gibi. Bazı düzenlemeler yapılarak, bu yapıların barınma, yeme-içme, spor, okuma-yazma, müzik yapma gibi gereksinimlere yanıt vermesi kolayca sağlanabilir.

İnananların Tanrıya dua etmek için bu beton yığınlarına neden gereksinim duyduklarını ben anlamıyorum, Allah’a ulaşmak için bir papaza veya hoca efendiye neden gereksinim duyduklarını anlamadığım gibi. Hocalar, sıradan bir kul olarak; camiler, sıradan bir beton bina olarak; bu kutsallık yetkisini kimden alıp, kim adına kullanıyorlar, bir bilgim yok. Açıkhavada ya da başka amaçlarla yapılmış yapıların içinde neden ibadet edilemediğini gerçekten bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla Kuran’da cami söcüğü bile geçmiyor. İslamiyet’in ilk yıllarında müslümanlar, namazlarını açık hava alanları veya basit yapılarda kılıyormuş. Bugünküne benzer minaresi olan ilk camiyse Emeviler döneminde inşa edilmiş. Aslında dinle uzatan yakından ilgisi olmayan bu yapılar, bugün kutsallığın simgesi haline gelmiş durumda. Öyle ki, sizin  ağır saldırıya uğradığınız bir durumda, ayakkabılarınızı çıkartmadan camiye sığınmanız bile, dine karşı işlenmiş bir suç gibi gösterilebiliyor.

Artık bu sahte kutsallığı, inançları zedelemeden tartışabilmemiz gerekli. Sokakta kimsesizler, göçmenler, sokak hayvanları yaşam savaşı verirken, çocuklar soğuktan donar, kadınlar kocalarından kaçıp, yaralılar sığınacak yer ararken bu boş ibadethaneler nasıl kutsal kalabilir? Dışarıda insanlar donarken, burada edilen hangi dua anlamlı olabilir? Tüm yurttaşların vergileriyle yapılarak, faaliyetini sürdüren camileri ve devlet desteği olmadan yaşatılan cemevlerini gereksinimi olanların kullanımına açmanın ne zararı olabilir? Varsın içerisi kirlensin, biraz kötü koksun, namaz kılanların önünden çıplak ayaklı bir çocuk geçsin, dua edenlerin arasında bir kedi yavrusu gezsin. Bunların kime, ne zararı dokunacak? 

Eğer dininiz güzellikten yanaysa ibadetinizi, önünüzden geçenler değil, geçmeyenler bozmalı. Dışarıda yalın ayak gezinen çocuklar, soğuktan donan hayvanlar, erkek şiddetinden kaçmaya çalışan kadınlar varken siz camide huzur içinde tek başınıza ibadet ediyorsanız, o ibadet anlamlı olabilir mi?

Türkiye’de 84.684 cami, 937 cemevi, 350 kilise ve 38 sinagog var. Kilise ve sinagogları güvenlik nedeniyle dışarıda bıraksak bile 85.000’den fazla yapıya sahibiz. Şimdi başlıktaki soruyu yeniden sorayım:

Eğer, kocasından şiddet gören kadınlar buraya gelip sığınamazsa,
Soğukta, yağmurda, karda, fırtınada, ölümle boğuşan sokak hayvanları buraya giremezse,
Evsiz kalmış insanlar soğuk havalarda buralarda barınamazsa,
Binlerce Suriye’li ya da başka ülkelerden gelen göçmenler buraları kullanamazsa,
Evsiz çocuklar buralarda uyuyamazsa,
Polis şidetinden kaçan yaralılar içeri alınmazsa,
Deprem yerindeki konteynerlerde donan insanlar buraya kabul edilmezse,
Camiler, cemevleri, kiliseler ne işe yarar?

Hiç yorum yok:

Hakkımda

Fotoğrafım

Caz Yapma; sanat, edebiyat, gündelik yaşam, çevre, iklim değişikliği ve caz müziği konulu yazılarımdan oluşuyor.