29 Nisan 2014 Salı

Caz Sözcüğünün Kökeni

‘Caz’ Sözcüğü (1)
Caz sözcüğü,
Daha caz maz yokken ortada,
Hızı ve enerjiyi
Simgelermiş argoda.

Yine argoda,
Tohum anlamına gelirmiş,
Mahrem birleşmelerde,
Yaratıcı tohum anlamına…

Cahit Koytak, bir şiirinde böyle tanımlıyor cazı. Koytak burada ‘caz’ sözcüğü için iki farklı anlamı öngörüyor. Bu yaklaşıma göre ‘jazz’ sözcüğü ‘jism’ sözcüğünden türemiş ve argodaki ‘jism’ sözcüğünün ilk anlamı, ‘enerji, hız’. Diğer anlamı ise ‘sperm’.

Sevan Nişanyan’ın etimolojik sözlüğünde(2) ise 'caz' sözcüğünün, kökeninin belirsiz olmakla birlikte, Güney ABD zenci ağızlarında "gürültülü eğlence", şamata, anlamına geldiği belirtiliyor.

İlhan Mimaroğlu, ‘Caz Sanatı’(3) kitabında, 'caz' sözcüğünün kökeni ile ilgili birbirinden farklı görüşleri dile getiriyor. Mimaroğlu, Fransızca’da 'gevezelik etmek, dedikodu yapmak' anlamına gelen 'jaser' sözcüğünün caz sözcüğüne evrilmiş olabileceğini ya da Charles, James gibi adların önce kısaltmaları olabilecek chas, jas gibi sözcüklere sonra da 'caz' sözcüğüne dönüşmüş olabileceğini ancak daha büyük olasılığın ise müzisyenleri teşvik etmek için söylenen, argo bir harekete geçirme sözcüğünden gelmiş olabileceğini söylüyor. Bugün de 'jazz up' sözcüğünün anlamı Redhouse’da, argo kullanımda, canlandırmak olarak veriliyor. Mimaroğlu, kitabını yazdığı zamanki Redhouse baskısında, 'caz' sözcüğüne ''uyumsuz, düzensiz, kaba' gibi anlamlar yüklendiğini belirtiyor. İngilizce’de argoda yer alan 'Don’t give me no jazz', 'Don’t give me all that jazz' deyimlerinde de aynı olumsuz anlamlar yüklü. Abartma, yalan atma, gibi anlamları içermekle birlikte Türkçe’ye en iyi  'bana hikaye anlatma' diye çevrilebilir sanırım. 'All that jazz' deyimini de aynı şekilde ‘bok püsür’, ‘abuk sabuk’, ‘saçma sapan’, ‘çer çöp’ gibi düşünebiliriz.

Bu tür karşılıkların nasıl doğduğunu anlamak güç değil, tüm bu olumsuz anlamlar, caz müziğine alışık olmayan kişilerin, cazdaki gerilim, farklılık, yenilik yaratan sesleri anlayamamalarından kaynaklanıyor. Türkçe'deki ‘caz yapma’ deyişi de buna güzel bir örnek. Bazı sözcüklerin bir dildeki kullanımı, size kavram hakkında bilgi verdiği kadar farklı dillerdeki anlamları karşılaştırılarak size o dilleri kullanan toplumlar ile ilgili ipuçları da verebilir. Ancak şunu da bilmek gerekli ki caz müziği için kullanılan “teneke, gürültü, zırıltı, tantana” gibi olumsuz sıfatlar yalnızca bize özgü kullanımlar değil. Zaten, yeni bir anlayış, dünyadaki tüm dinleyicilerden tam not alıyorsa aslında ona yenilikçi falan diyemeyiz. Eğer bir yaklaşım, aşağılanıyorsa, susturulmaya çalışılıyorsa, çokça eleştiriliyorsa, birilerini rahatsız ediyorsa onun özünde yenilikçi bir tavır olması olasılığı çok daha yüksektir diye düşünebiliriz.

Caz sözcüğü ile iligili bana en yakın gelen görüş ise bu sözcüğün 1800’lerin sonu ile 1900’lerin başında New Orleans’taki ‘Red Light District’ ya da kısaca ‘The District’  denilen Storyville adlı bölgede kullanılmaya başlandığı. Bildiğiniz gibi New Orleans, Louisiana eyaletinde bulunuyor, Mississipi ırmağının alt bölümünde, Meksika Körfezi ile Pontchartrain Gölü arasında. Storyville adı verilen bölge ise, New Orleans’ta, biraz da devletin hayat kadınlarını belli bir alanda tutarak kontrol etmesini sağlamak için oluşturulmuş bir ‘günah’ alanı.

Ted Gioia, ‘Caz Tarihi’(4) adlı kitabında Storyville’de 200’den fazla genelev ve 2.000’e yakın kadın çalışan olduğunu yazıyor. Ben, caz müziğinin buradaki genelevlerde doğduğunun savlanmasını inandırıcı bulmuyorum. Çok sayıda müzik yazarı –belki biraz da ilgi çekici buldukları için- cazın doğuşunu bu genelevlerle ilişkilendiriyor. Daha gerçekçi bir yaklaşım ise, New Orleans’ta çeşitli yerlerde çalan, cazın öncülü sayılabilecek müzisyenlerin Storyville’de de çalmış olmaları.

Cazın genelevlerde doğduğunu kabul etmemekle birlikte, caz sözcüğünün Storyville’de kullanıldığı ve yaygınlaştığı görüşü bana uygun geliyor. Max Roach bir söyleşisinde genelevler için ‘jass house’ terimini kullanıyor. Buradaki 'jass' veya ‘jazz’ sözcüğü, argoda cinsel ilişki anlamına geliyor, ancak bu eşlerin arasındaki ilişkiden farklı, bir kaçamak ya da genelev çalışanı ile kurulan bir ilişki gibi düşünmek gerekli. Argo kullanımda daha çok 'becermek', 'götürmek' gibi bir sözcükle daha iyi anlayabiliriz. Aslında ‘jazz’ sözcüğünün Türkçedeki en uygun karşılığı ‘sikmek’. Elbette, Cahit Koytak’ın en başta, bunu benden çok daha şairane bir biçimde ifade ettiğini kabul etmem gerekir. Buradaki anlamın aslında yapılan müzikle bir ilgisi olmadığını unutmayalım, bu tür müziği ilk kez “jass house’da” duyanların dinledikleri müziğe ‘jass music’ demiş olmaları çok büyük olasılık.

Caz Sözcüğünün Kullanıldığı Bir Kayıt (1916)

Zamanında pek çok müzisyen 'caz' sözcüğünden hoşlanmasa veya bunu Afro-Amerikan müziği gibi adlarla değiştirmeye çalışsa da kısa süre içinde 'caz' sözcüğü büyük bir yaygınlık kazandığı için bundan geri dönüş artık olası değil. İşin doğrusu, buna gerek de yok.

'Caz' sözcüğünün nereden geldiğini düşünerek belli yanlış yargılara varmamak gerekir. Bir sözcüğün kökeni okura belki biraz fikir verebilir, ama tüm bir hikayeyi anlatmaz. 'Caz' sözcüğü bize en azından onlarca farklı kavramı, rengi, tınıyı birlikte çağrıştırmalı :  Aşk, hüzün, yaşam kavgası, ekmek parası, siyahlar, alt kültürler, köle işçiler, seks, genelevler, yoksulluk, ırkçılık, direniş, din, günah, acı, hüzün, emek, merhamet, uyuşturucu, boks, kumar, argo, alkol, ölüm, çocuklar, hayvanlar, doğa v.b. gibi.

‘Caz’ sözcüğünün kökeni ile ilgili farklı düşünceler olmakla birlikte, sözcüğün 1900’lerin başında herhangi bir sanat çevresinde ya da entelektüel ortamda kullanılmadığı, yalnızca alt kültüre ait, olumsuz anlamlar içeren argo bir sözcük olduğu konusunda herkes hemfikir. Öyle ki, Miles Davis gibi çok sayıda siyahi müzisyen, ‘caz’ sözcüğünün siyahların yaptığı nitelikli müziği aşağılamak için beyazlar tarafından kasıtlı olarak yaygınlaştırıldığı görüşünü savunmuşlar.

Bu noktada konuyu ülkemize getirmekte yarar var. Caz müziği, özellikle Türkiye’de, seçkinlere, zenginlere özgü bir müzikmiş gibi yanlış algılanmaya başlandı. Konuştuğum bazı dostlarımın bile, caz müziğini beş yıldızlı oteller veya giriş ücreti yüksek olan barlarda yapılan elit bir müzik olarak algıladıklarına tanık oluyorum. Sözcüğün kökeni bile aslında bu görüşün ne kadar hatalı olduğunu gösteriyor. Geçmişteki caz müzisyenlerinin pek çoğunun yaşamı, orta alt sınıflara yakındı, eğitimleri de yaşadıkları toplumun standartlarının üstünde değil, hatta belki biraz altındaydı. Neredeyse tamamı yoksulluk çekmişti. Çaldıkları şeyler, karışık ya da anlaşılmaz değil. Dinlediğinizde duyacaksınız; aşıkların, ayrılmışların, yalnızların, öğrencilerin, azınlıkların, işçilerin, sistem içindeki mutsuz çoğunlukların, ‘başka bir dünya mümkün’ diyenlerin müziğini çalıyor trompetçi. Ve sadece daha güzel bir sabah için, bu gece, bu kadar acıklı çalıyor.

Bugün, caz için dünya çapında bir halk müziği dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız sanırım. Ayrıca, ne yalan söyleyeyim, dinlediğim bir parça, ilk defa, yüz yıl önce lüks bir otelde veya ünlü bir gece kulübünde değil de, bir genelevde, buğulu gözleriyle trompetçiyi süzen, bir hayat kadının önünde çalınmışsa eğer, bu olasılık bugün, beni tarif edilemeyecek kadar mutlu ediyor.


Kaynakça:
(1) Koytak, Cahit (2012), Cazın Irmakları (İstanbul,Timaş Yayınları)
(2) Nişanyan Sözlük, https://www.nisanyansozluk.com/?k=caz&lnk=1 , Erişim Tarihi: 28.04.2014
(3) Mimaroğlu, İlhan (2013), Caz Sanatı (İstanbul,Pan Yayınları) - İlk Baskı: 1958, Yenilik Basımevi
(4) Gioia, Ted (2011), The History Of Jazz (New York, Oxford University Press)

Hiç yorum yok:

Hakkımda

Fotoğrafım

Caz Yapma; sanat, edebiyat, gündelik yaşam, çevre, iklim değişikliği ve caz müziği konulu yazılarımdan oluşuyor.