21 Ocak 2015 Çarşamba

Terzi

İstanbul Şehir Tiyatrolarının 2014-2015 sezonunda sahneye koyduğu yeni oyunlardan birisi 'Terzi'.(1) Ümraniye Sahnesinde izlediğim ‘Terzi’, Polonyalı oyun yazarı Sławomir Mrożek’in 1964 yılında yazdığı absürt bir oyun. ‘Terzi’, Neşe Taluy Yüce’nin çevirisinden Ragıp Yavuz yönetiminde sahneleniyor. (2)


1960’ların başında ve 1981’deki sıkıyönetim dönemlerinde oyunları yasaklanan Sławomir Mrożek, yirmili yaşlarında komünist olup, Polonya Birleşik İşçi Partisine katılmış. Mrożek, “yirmi yaşımda, devrimci olan her ideolojiyi, fazlaca incelemeden kabul etmeye hazırdım. 1913 yılında Almanya’da doğmadığım için şanslıyım. Komünistlere benzer yöntemler ile taraftar toplayan Nazi’lere katılıp, bir Hitler yandaşı olabilirdim.” diyecek kadar da açık yürekli. (3) 

Mimarlık ve felsefe eğitimi alan Sławomir Mrożek, ilerleyen yıllarda Polonya’daki yönetime açıkça cephe almış ve Rusya’nın Çekoslavakya’yı işgaline de karşı çıkmış. Anlaşılacağı gibi yazarın totaliterizmle arası pek iyi değil. Terzi’de de bu eleştirel bakış açısını çok açık görebiliyorsunuz.

Absürt bir oyun deyince aklınıza bir saçmalıklar bütünü gelmesin. Abartılı oyunculuklar, gerçeküstü olaylar, çılgınlığa varan bir değişim içinde 1964 yılında yazılıp da, 2015 yılında ayağını yere bu kadar sağlam basabilen bir oyun zor bulunur. Geçmişten günümüze tutulan bir dev aynası gibi ‘Terzi’. Ayna, oyunun bir anında yücelttiklerini, bir sonrasında sineğe çeviriyor. İnsanın çaresizliği, yöneticilerin kokuşmuşluğu, terzinin getirmek istediği düzen, kadının gizemli gücü, sahnede öylesine çorba ediliyor ki nerede nasıl düşüneceğinizi şaşırıyorsunuz. İmgeler havada uçuşup birbirine çarpıyor, biraz önce uyumlu görünen şeyler biraz sonra uyumsuz hale geliyor. Şimdi anladım dediğiniz anda, anladığınız şeyin tam tersiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. 'Terzi', sahnelemek için çok da kolay bir oyun sayılmaz. 

Yönetmen Ragıp Yavuz, öylesine başarıyla kalkmış ki bu işin altından, sözler, duygular, düşünceler, eller, kollar, ihtiraslar havada uçuşurken siz “ben neredeyim?”, “burası nasıl bir ülke?”, “yok artık bu kadar da değil” demiyorsunuz. Öylesine inanıyorsunuz önünüzdeki sahneye. Sahnede ‘absürt’ denen şey benliğinizde ‘hakikat’ oluyor. 


Elbette bu başarıda oyuncuların da payı var. Ahmet Saraçoğlu, terzi rolüyle bir nevi tanrıyı oynarken, totalitarizmin en sert eleştirilerinden birini sahneye taşıyor. Terzinin herkesten güçlü olmak isteği, börtü böceği giydirmekten başlayıp, insan derisini yüzerek bir giysi elde etmeye kadar varıyor. Faşizm ve naif bir oyunculuk, estetik ve acımasızlık nasıl bir araya geliyor, şaşırarak izliyorsunuz Saraçoğlu’nu.

Oyundaki saflık, direniş, umut ve devrimcilik ise Carlos rolündeki Emre Karaoğlu’na emanet edilmiş. Emre Karaoğlu sahneye öylesine bir enerji getiriyor ki, o sahnede olduğunda gözünüzü başka yere ayıramıyorsunuz. Oyunu izlemeye gittiğinizde Emre Karaoğlu’nun müthiş performansına hazır olun.


Tozluk rolündeki Can Başak, Barbarlıktan Ekselanslığa geçişi son derece güzel yorumluyor. Can Başak’ın ayna karşısındaki giysi değişim sahnesi, oyunun doruklarından yalnızca birisi. İktidarı elde edenlerin değişimi öylesine güzel sunuluyor ki, izlerken gözünüzün önünden bir çok tanıdık yönetici geçiyor.

Ekselans rolünden terzi çıraklığına düşen Ergun Üğlü’deyse aynı değişimin tersini göremiyorsunuz. Üğlü, ekselans rolündeyken de terzi çırağını oynuyormuş duygusu uyandırıyor. Bu değişimi göremesek de Üğlü, rolünde başarılı. Çimen Turunçoğlu Baturalp ve diğer oyuncular da çok iyi bir iş çıkartmışlar.

Ragıp Yavuz’un yönetmenliğine oyuncuların performansı, ışık, dekor, sahne tasarımı, kostüm, efektler de eklenince, ortaya son derece başarılı bir ekip işi ve harika bir oyun çıkıyor. Mutlaka izlemenizi öneririm. (Bu arada, benim izlediğim Ümraniye sahnesinde efektler bazen insanı yerinden hoplatacak kadar rahatsız ediciydi. Eğer yönetmenin bilinçli bir seçimi değilse, efektlerin sesi biraz düşürülebilir.)


‘Terzi’, düzeni eleştirirken, insanın bin bir türlü halini önünüze seriyor. Bu oyundan net bir mesaj alıyorsanız, ‘falanca’ derken aslında ‘filanca’ diyor gibi yorumlar yapıyorsanız büyük olasılıkla yanılıyorsunuz. Birbirine girmiş düşünceler, imgeler, düşler içinde yitip gittiyseniz, gücün kimde olduğundan, amacın ne olduğundan, başlangıç ve sondan emin değilseniz, kafanız girdiğinizden daha karışık ise oyunun hakkını vermişsiniz demektir. Daha somut ifade etmek gerekirse, oyundan çıktığınızda gözünüzün üstüne bir yumruk yemiş sonra da iyice gıdıklanmış gibi bir yüz haliniz varsa endişelenmeyin. Her şey yolunda.

Son söz: Yaşasın Carlos!

Kaynakça:
1-İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları , Terzi http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-tr/sayfalar/Oyun.aspx?oyunid=439Erişim Tarihi: 21.01.2015
2-Vikipedi, Sławomir Mrożek  http://tr.wikipedia.org/wiki/Slawomir_MrozekErişim Tarihi: 21.01.2015
3-Wikipedia, Sławomir Mrożek http://en.wikipedia.org/wiki/S%C5%82awomir_Mro%C5%BCekErişim Tarihi: 21.01.2015

4 yorum:

Ragıp Yavuz dedi ki...

Seyirciye böyle ulaşabildiysem ne mutlu bana… Çok teşekkür ederim… Ragıp Yavuz

Adsız dedi ki...

Oyunu mutlaka izlemek isterim. Ekibi ve saygı değer RagıpYavuz'u şimdiden tebrik ederim.

Burak Kaya dedi ki...

Böylesine güzel bir oyun için, asıl bizler teşekkür ederiz.

emre karaoğlu dedi ki...

Değerli yorumunuz ve beğeniniz için çok teşekkür ederim :) -Emre Karaoğlu

Hakkımda

Fotoğrafım

Caz Yapma; sanat, edebiyat, gündelik yaşam, çevre, iklim değişikliği ve caz müziği konulu yazılarımdan oluşuyor.