28 Mayıs 2015 Perşembe

Seni Başkan Yaptırmayacağız

Seçimlere az bir süre kaldı. Sanırım pek çok kişi, kime oy vereceği konusunda kararını vermiştir. Ben kime oy vereceğimi açıklamanın ötesinde, geçmiş döneme ilişkin düşüncelerimi yazmak istiyorum. Oy kullanmaya başladığımdan beri sosyalist ya da Kürt eksenli politikalar güdenlere verdim oyumu. Kürt değilim ama tercihim öyle oldu. Sanırım Livaneli’nin belediye başkanlığı adaylığı sırasında ve eski SHP döneminde birkaç kez de oyumu CHP’ye verdim.


2011 seçimlerinde oyumu, seçime bağımsız olarak katılan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adaylarına verdim. Adaylar demek de doğru değil, benim oy verdiğim bölgede Sebahat Tuncel adaydı. Alevi, yaşı benden küçük, genelde makyaj yapmayan, gösterişsiz, sade, hoş bir kadındır Tuncel. Çok iyi bir hatip olmayabilir. Konuşurken heyecanlanıyor genelde ancak mücadele içinden gelen, sol eğilimli, milliyetçiliğe karşı birisi. 2011 seçimlerinde oyumu Sebahat Tuncel’e verdim ama, elbette şunu da eklemeliyim: Tuncel’in arkasında BDP olduğunu bilerek verdim oyumu. Teröristlere oy verdiğim için suçlayan dostlarım çok oldu. Oysa ben şiddete, baskıya, silaha hep karşı oldum. Şimdi Meclis’te bir dönem kapanıyor. Uzman görüşlerine, ulusalcı dostlarımın sözlerine değil de gerçeklere bakarak, bitirdiğimiz dönem için kendi adıma bir değerlendirme yapmak istiyorum. Değerlendirme yaparken, geçmiş dönemin en önemli olaylarını ve HDP’lilerin durduğu yeri ele alacağım (Karışıklık olmaması için bu grubun kurduğu yeni parti olan HDP olarak söz edeceğim kendilerinden).

Uludere Katliamı
Seçimlerden 6 ay sonra Uludere’de askeri uçaklarla 19’u çocuk 35 insan, devlet tarafından paramparça edildi. Sizin verdiğiniz oylar bombala emrini verenlere mi, yoksa tarafsız gözlemcilere mi gitti bilmiyorum ama şükürler olsun, benim oyum aşağıdaki konuşmayı yapan, bu katliamı katillerin yüzüne çarpan, günlerce, aylarca, yıllarca, yılmadan bu katliamın hesabını soranlara gitti.


Barış Süreci
2013 Nevruz Bayramında PKK ateşkes ilan etti. 21 Mart’ta “kimse güçlerimize saldırmazsa güçlerimiz de hiçbir askeri eylem yapmayacaktır” diye duyurulan bu ateşkesin öncesinde ve sonrasında barış için çabalayan tek gerçek güç HDP’liler oldu. AKP oy kaygılarıyla sürekli zikzak çizerken, HDP hem devletle hem PKK ile hem de Abdullah Öcalan ile temas halinde Anadolu topraklarına yeniden barışı getirdi. Bu dönemde milliyetçiler, sürecin geçici olduğunu, her an saldırı olabileceğini ve barışın arkasında kirli pazarlıklar olduğunu söylediler. Öyle olsaydı bile benim için sonuç değişmezdi. İki yılı aşkın sürede binlerce gencimizin hayatı kurtuldu. Gençlerin yaşaması için yapılan hangi pazarlık kirli olabilir ki? Bugün barış süreci devam ediyor ve her gün ayrı bir partinin kirli bir pazarlığı gündeme geliyor ancak barış sürecinde öne sürülen kirli pazarlıklarla ilgili olarak basına sızan en ufak bir görüntü, konuşma kaydı bile yok. Peki ne kaldı elimizde? Boş tabutlar ve şehitlerin ardından ‘kuzucuklar cennete gitti’ yazısı yazamayan gazeteciler kaldı. Eğer oyunuz barışı karalayanlara, silahların susması için kılını bile kıpırdatmayanlara gittiyse sizler için üzgünüm. Benim oyum binlerce insanın canını kurtaran, barış yanlılarına gitti.

Gezi Parkı
Gezi direnişine katılmam radyoda Sırrı Süreyya Önder’in yaralandığını duymamla başladı. Önder, birkaç gündür işin içine hiç siyaset karıştırmadan ağaçları korumaya çalışıyordu. 31 Mayıs’ta ise iş makinelerine karşı direnirken gaz silahı ile yaralandı Önder. Koşarak gittim Taksim’e. Günlerce direndik. HDP’liler, Taksim Dayanışması’nın rolünü çalmadan, konuyu çevre odağından uzaklaştırmadan hep destek oldular direnişe. Sırrı Süreyya Önder, önce Erdoğan’ın emriyle HDP'nin görüşme grubundan çıkartıldı, sonra da hakkında karalama kampanyaları başlatıldı. Belediye Başkanlığına aday olduğunda, Üçüncü Köprüye hayır diyen tek başkan adayıydı İstanbul’da. Sizin oyunuz Abdullah’ı, Ethem’i vuran mermilere mi, polisin halkına yönelttiği gaz silahlarına mı, yoksa uzaktan seyredenlere mi gitti bilmiyorum ama benim oyum Gezi Parkı’nın içinde, kendisini iş makinelerinin önüne atan direnişçilere gitti.


Berkin Elvan
12 Mart 2014’te gaz fişeğiyle vurulduktan 269 gün sonra ölen Berkin’in cenaze töreni için Feriköy Mezarlığına gitmiştim. Cenaze çok kalabalıktı, yer yer sloganlar atılıyordu. Bir an içim sıkıldı ve kalabalığın içinden çıkıp yokuşun sonuna doğru, bir mezarın kenarına oturdum. Bir metre önümde iki kadın birbirine sarılmış ağlıyordu. Berkin’in yakınları olabileceğini düşünmedim hiç, kalabalıktan uzakta, törenin dışındaydılar, birkaç kişi dışında yanlarında başka kimse yoktu. Biraz dikkatli bakınca kadınlardan birisinin HDP İstanbul adayı Pınar Aydınlar olduğunu gördüm. Çevrelerinde ne gazeteciler vardı ne başkası. Sonra fark ettim Pınar Aydınlar’a sarılan kişinin de Berkin’in annesi Gülsüm Elvan olduğunu. Benim oyum Berkin’i vuran polislere, ona terörist diyenlere değil, Berkin’le birlikte hastanede direnenlere, Berkin’in yokluğunda annesine sarılanlara gitti.

Soma Katliamı, 1 Mayıs Gösterileri ve İşçi Direnişleri
Soma’daki duruşmalarda, madenci dayanışmalarında, 1 Mayıs’ta Taksim’de, Reno direnişinde hep onları gördüm. Bazen çok yakından, bazen internetten, bazen gazeteden. Her zaman sokaktaydılar, hep işçinin, emekçinin, madencinin yanında oldular. Sizin oylarınız orta yolculara, küresel zırvalarla emekçiyi ezenlere, neoliberal ekonominin izinde işçileri sömürenlere, taşeronlaşma ile işçinin hakkını gasbedenlere gittiyse üzgünüm. Benim oyum, emeği için sokakta, duruşma salonlarında, madenlerde direnenlere gitti.

Sizin oyunuz IŞİD'in küçük kızlara tecavüz eden teröristlerine silah yardımı olarak gittiyse çok üzgünüm. Benim oyum Kobane'de, bu barbarlığa direnenlere gitti.

Bu bir oy isteme yazısı değil. İleride, çıkış noktası insan değil doğa olan ve iklim değişikliği sorunlarına odaklanmış bir partiye oy vermeyi tercih edebilirim. Ancak bugün nükleer enerjiye karşı olan, üçüncü köprü inşaatını durduracağız diyen tek parti HDP. Adaylarının yarısı kadın, yarıdan fazlası genç. İki eş başkanının da yaşı benden küçük. Çevremde o kadar asılsız suçlama görüyorum ki, bu yazıyı yazmak istedim. Bir yanıt ya da yönlendirme değil, benim açımdan haklarını teslim etme yazısı.

Dört yıl önce bana, “verdiğin oy için pişman olacaksın” diyen dostum: Hiç pişman değilim. 35 milletvekiliyle savaş uçaklarına, doğayı katleden iş makinelerine karşı çıkan, Anadolu’ya yeniden barışı getiren, Soma'da, Kobane'de direnen, her zaman emekçinin yanında olan bir partiye oy verdiğim için gurur duyuyorum.

Gösterdikleri dayanışma ve direnişten ötürü başta Sebahat Tuncel olmak üzere İstanbul milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Levent Tüzel’e çok teşekkür ederim. Sizlere verdiğim oy helal olsun.

Hiç yorum yok:

Hakkımda

Fotoğrafım

Caz Yapma; sanat, edebiyat, gündelik yaşam, çevre, iklim değişikliği ve caz müziği konulu yazılarımdan oluşuyor.