7 Haziran 2014 Cumartesi

İstanbul’un Suyu Ne Zaman Bitecek?

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 9 Mart 2013 tarihinde yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: “Sadece İstanbul'un 2070 yılına kadar suyunu getirmekle yetinmedik. İstanbul bidon şehirdi. Tankerlerle su dağıtılan bir şehirdi. Haftada bir kez su verilen bir şehirdi. O zaman şehrin nüfusu 6 milyondu, şimdi ise 15 milyon. İstanbul'da 15 milyon kişinin suyu 2070'e kadar hazır. Sadece İstanbul değil, bütün Türkiye'ye su getirdik. Her yere bu kardeşiniz su getirdi. 'Su' denilince bütün dünyada akla gelen bir kişi haline geldik.” (1)

İstanbul’da su kesilirse bıyıklarını keseceğini söyleyen de aynı kardeşimiz. Bakanın bu kadar kendine güvenmesinin nedeni, Melen çayından İstanbul’a aktarılan suydu. İkinci etabı da tamamlandığında Melen Çayı neredeyse tek başına, İstanbul’un su gereksinimini karşılayacaktı. Ancak Melen Çayı da İstanbul ile aynı havzada ve İstanbul'u etkileyen kuraklık, Melen'de de suyun azalmasına neden oldu. Kuraklık böyle giderse, Melen Çayı'ndan İstanbul’a aktarılan su azalacak.

İstanbul'daki barajlar şu anda (07.06.2014) % 28 oranında doluluğa sahip. Yaklaşık 240 milyon metreküp. (2)


İstanbul’un günde 2,5 milyon metreküp su tüketimi olduğu söyleniyor ve hesaplar buna göre yapılıyor ancak bu ortalama tüketim. Yaz aylarında su tüketimi 3 milyon metreküpe kadar yükseliyor. Yukarıdaki grafikte de 2013 yaz aylarında, artan tüketim ve azalan su birikimi nedeniyle barajlardaki doluluğun ciddi şekilde düştüğü görülüyor.

Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında İstanbul’u besleyen barajlardaki su düzeyi giderek azalacak. Eğer Temmuz ayında kar yağışı olmazsa ve biz hiçbir sorun yokmuş gibi su tüketmeyi sürdürürsek, Eylül ayı içinde İstanbul’un suyunun bitmiş olması gerekiyor. Melen’den gelecek, günlük 670 bin metreküp suyu da eklediğimizde, bu süre Ekim ortasını buluyor. Yalnız yaz aylarında Melen’in debisi düşerse, buradan gelecek su miktarı da azalabilir. (Melen demişken, buradaki boru hattının da İstanbul’un su havzaları ve ormanlarından geçtiğini hatırlamakta yarar var. Boru hattı yapılırken, çok geniş bir orman alanı yok edilmişti.)

Orman ve Su İşleri Bakanının B ve C planı dediğinin Sakarya Irmağı’ndan su getirme projesi olduğu belli oldu. Bu proje için ayrı bir boru hattı kullanılmadan, Sakarya Irmağı’nın suyunun Melen taşıma hattına verilmesi öngörülüyor. Buradan da sanırım Melen’den gelecek sudan biraz daha fazla bir su kaynağı sağlanmış olacak. Ancak sanayi bölgelerinden geçen Sakarya Irmağı’nın suyunda, bugünkü biyolojik arıtma sistemleri ile yok edilemeyen ağır metaller var. Ona da kabul dersek Sakarya’dan gelecek günlük 800 bin metreküp su ile İstanbul kış aylarını görebilecek. Eğer sonbaharda istenen yağışlar olmazsa, İSKİ’nin sitesinden aldığım bilgilere göre durumun aşağıdaki gibi olması gerekiyor.


Bu hesaba göre, beklenen yağış olmazsa ve tüketim aynı şekilde devam ederse, yılbaşından önce İstanbul’da vizyona girecek filmin adı, “Muslukların Sessizliği”. Eğer Melen’in debisi çok azalır da İstanbul’a gönderilebilecek su miktarı düşerse veya Sakarya Irmağı’nın suyu, kirlenme nedeniyle İstanbul’a verilemezse, kardeşimiz sonbaharda, bıyığını eline alabilir.

Şaka bir yana, dünyada savaşlara neden olan, bu kadar önemli bir konuya daha ciddi bir yaklaşım gösterilmeli. Gerçekler halka olduğu gibi anlatılmalı. Yaz mevsimine giriyoruz, herkes çimlerini suluyor, oto yıkamacılar basınçlı suyla araba yıkamayı sürdürüyor, havuzlar açılmak için güneşin çıkmasını bekliyor. İstanbul, suyu bitmek üzere olan bir kent gibi değil. Uçurumun kenarında dans ediyor gibiyiz. Diyelim ki bu kışı çıkarıp, sonra da yağışlarla durumu kurtardık. Bu şekilde gidersek, eninde sonunda duvara toslayacağımızı göremiyor muyuz?

Çarpık bir şehirleşme anlayışıyla, İstanbul’u büyüttük, gereksinim oldukça dışarıdan polis ve su taşıyarak sorunları çözdüğümüzü sanıyoruz ancak Melen Çayı’nın suyu azaldığında, bu bölgede yaşayanlar haklı olarak isyan edecek. Ayrıca ırmakların suyunun başka yörelere çekilmesinin, kuraklık frekansını çok ciddi biçimde artırdığı da kanıtlanmış durumda. Kuraklık var diye bulduğumuz taşıma çözümü, aslında kuraklık yaşama sıklığımızı ve bu kuraklığın sertliğini artıracak bir çözüm. Biz, kuraklığın nedeniyle değil, sonucuyla ilgileniyoruz. Kuraklığa neden olan sorunları belirlemek yerine, henüz kurutamadığımız, kirletemediğimiz bölgelerin suyuna el koyuyoruz. Taşıyamadığımız dereleri de HES projeleriyle yerlerinde kurutuyoruz. Kuraklığın, yaşanan sellerin, sıcaklıklardaki artışın nedenlerinden haberimiz olsa, bugün kömürle çalışan termik santral açmaz, küçük dereleri HES'le kurutmaz, suyumuzu, havamızı kirletmez, ormanlarımızı duble yollar için feda etmezdik. Türkiye'nin su stratejisi, acemi bir mühendis kafasına sahip, iklim gerçeklerinden uzak, bir kasaba belediyesinin su, kanalizasyon ve park müdürleri düzeyindeki yöneticilere emanet. 

Bugünlerde en çok tartışılan konu üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve bağlantı yolları. Hepimiz bu projeler uygulamaya konulduktan bir süre sonra, bu hatta ciddi bir yerleşim olacağını biliyoruz. Bu hat, İstanbul’un en geniş su havzalarının olduğu tek gerçek su kaynağı. Su havzalarımızı ranta kurban ediyoruz.

Sanayileşeceğiz diye toprakları ve ırmakları kirletiyoruz.

Bize ne zararı olacak diyerek kirlenmesine göz yumduğumuz ırmağın suyunu bir ay sonra içmeye başlayacağız. Birkaç yıl sonra çevre bölgelerden çekilen sular nedeniyle daha sık ve daha yoğun kuraklıklar yaşayacağız. Şehirdeki ormanlık alanları ranta açıp, gereksiz projeler ve konut alanları yaptığımız için bu bölgelerdeki barajlarımızın su düzeyi düşecek. Sular hem azalacak, hem kirlenecek.

Su için, 2070’e kadar projeksiyon yaptığını söyleyenler acaba kendi web sitelerindeki iklim değişikliği senaryosunu okudular mı? Bu kafayla gidersek, 2070’de belki beşinci köprü ve havalimanına sahip olabiliriz ama Melen adında bir çayımız olmayabilir.

İklim değişikliğinden haberleri yok, adım adım Anadolu’yu çöl haline getirdiklerinin farkında bile değiller. Ne üzücü: Yöneticiler, en acil, en yaşamsal, en büyük sorunumuzu görmüyor, duymuyor, anlamıyorlar.

Kaynakça

(2) İSKİ,  http://www.iski.gov.tr/web/statik.aspx?KID=1000717, Erişim Tarihi: 07.06.2014

Hiç yorum yok:

Hakkımda

Fotoğrafım

Caz Yapma; sanat, edebiyat, gündelik yaşam, çevre, iklim değişikliği ve caz müziği konulu yazılarımdan oluşuyor.